18 Aralık 2014 Perşembe

Paranın Olmadığı Ekonomi


Aslında Anadolu’da çok tanıdık olduğumuz ama özellikle modern yaşam dediğimiz şehirlerdeki hızlı, yoğun ve yorucu yaşamlar içinde unuttuğumuz bir gelenek, kültürel bir motif. Şimdilerde yeniden hatırlanmaya ve özlenmeye başladı. Dünyada da bu konunun yıldızının parladığını görüyoruz.

“Armağan Ekonomisi” insanların dünyaya vermek üzere geldikleri armağanlarını –yani yetenek ve becerilerini, deneyimlerini, iyi oldukları konuları - özgürce ve koşulsuzca, bir karşılık beklemeden vermeleri olarak ifade ediliyor.

İnsanların hayatlarını para kazanıp bir takım güvenceler sağlamaya çalışarak değil de doğru olduğuna inandıkları, yapmaktan keyif aldıkları, tutku duydukları konulardaki armağanlarını dünyaya, insanlara, toplumlarına koşulsuzca sunmaları üzerinden kurgulanan bir ekonomik sistem, aynı zamanda bir yaşam felsefesi, bir insanlık kültürü olarak tanımlanıyor.


'Armağan Ekonomisi' kavramının en iyi örneklerinden olan  www.impossible.com  sosyal ağının yaratıcısı olan dünyaca ünlü oyuncu ve supermodel Lily Cole, 18-19 Aralık’ta İstanbul’da düzenlenen Marka Konferansı’nda yaptığı konuşmasında konuyla ilgili görüşlerini şu şekilde ifade etti: "Hepimiz belli zamanlarda farkında olarak veya olmayarak armağan ekonomisinin bir parçası oluruz. Buradaki amacımız hiçbir beklenti olmadan ihtiyacı olan birine yardım etmenin mutluluğunu yaşamak.

impossible.com bir sosyal ağ, global bir topluluk. Bir profil açarak bu topluluğa katılıyorsunuz ve profilinizde armağan olarak vermek istediğiniz şeyleri ya da yardımcı olmak istediğiniz konuları belirtiyorsunuz. Aynı şekilde, ihtiyaç duyduğunuz konuları da yazıp talepte bulunabiliyorsunuz. Bu sistemde para geçmiyor. Para yerine “teşekkür” geçiyor. “Teşekkür”ler aldıkça siz de ihtiyaç duyduğunuz konularda yardım talep edebiliyorsunuz.
Bir örnek vermek gerekirse, impossible.com’da New York’tan bir kadın hemşire, yılbaşı akşamı çocuklarınıza bakarım diyor. Ne kadar güzel bir teklif! Fakat bu kadına güvenebilir misiniz? Ne yani, para vermediğiniz için güvenilmez mi oluyor? Bu noktada sağduyulu olmak gerekiyor. Benzer bir örnekte önceden tanışarak, buluşup konuşarak karşındakine güvenip güvenemeyeceğini anlayabilirsin.”

Armağan ekonomisini bir yaşam biçimi olarak seçenlerin mottosu, “hepimiz verdikçe zenginleşiyor ve gerçek zenginliğin birbirimize armağanlarımızı sevgiyle sunmak olduğunu biliyoruz.

Hiç gelmeyen “boş zaman çağı”

21. yüzyılın en etkin ve etkili düşünürlerinden ve “Kutsal Ekonomi” kitabının yazarı Charles Eisenstein, çağlar önce bize verilen “boş zaman” vaadinin fos çıktığını söylüyor. İşlerin çoğunu makineler yapacaktı, biz de boş zamanlarımızın keyfini çıkaracaktık. Fakat bu “boş zaman çağı” hiçbir zaman gelmiyor. Sebep şu ki, iş tasarrufu yapan her buluş bizi daha az çalışmaya değil daha çok tüketmeye yöneltiyor. Yeterince paramız olursa boş zaman satın alabileceğimizi düşünüyoruz ama o yeteri kadar parayı kazanma süreci bizi öylesine meşgul ediyor ki hiç vaktimiz yok.
Eisenstein, armağan ekonomisi ile ilgili görüşlerini şu şekilde özetliyor: “Boş zaman tembellik ya da işe yaramazlıkla eş tutuluyor. Bunu çalışmanın zıttı gibi algılıyoruz. İş bizim yapmak için para aldığımız şeydir, yapmak istediğimiz şeyi yaptığımız zaman ise boş zamandır. Bugün dünyada gerçekten yapılması gereken işler para kazandırmıyor. Aslında, dünyayı değiştiren şeyler insanların boş zamanlarında yaptıkları şeylerdir. Armağan ekonomisi insanların parayı kullanmadan birbirleri için yaptıkları her şeyi kapsar. En basit seviyede, çocukları için yemek yapan bir anne, birbirlerine yardım eden komşular, internette bilgi paylaşımı yapan insanlar da armağan ekonomisinin parçalarıdır. Ve bunların sayısı ne kadar artarsa, parayı o kadar az gereksiniriz; parayı ne kadar az gereksinirsek, boş zamanımız o kadar artar; boş zamanımız ne kadar artarsa, armağan ekonomisine kendi armağanlarımızı verme gücümüz o kadar çoğalır.

Occupy/ İşgal Et eylemleri parasız yaşam denemesiydi

Dünyada ve Türkiye’de mevcut sistem eleştirilerini ve bu konuda artan eğilimleri özellikle Occupy / İşgal Et eylemlerinde görüyoruz. Bunun en bilinen örnekleri ise Occupy Wall Street (Wall Street’i İşgal Et) ve Gezi Parkı olaylarıydı. 
Occupy Wall Street sürecinde eylemciler 17 Eylül 2011’de Wall Street’te bulunan Zucotti parkını işgal etmiş ve eylem aylarca sürmüştü. Kapitalist sistem eleştirisi olarak başlayan Wall Street eyleminde, parkta yaşam süren eylemciler adeta bir alternatif yaşam alanı oluşturmuştu. Bir alternatif sistem denemesiydi. Farklı amaçlarla kurulan çadırlarda herkes yeteneklerini konuşturuyor, elinden geldiğince vermek için çaba harcıyordu. Yemek çadırında gönüllü aşçılar yemek yapıyor, parkta kalmayan ama dışarıdan destekleyenler torba torba yiyecek içecek taşıyor, eğitim çadırında herkes sırayla bildiği konuları çocuklara anlatıyor, permakültür bahçesinde doğal ürünler yetiştiriliyor, birlikte yeniliyor içiliyor şarkılar söylenip bilgiler paylaşılıyordu. Çoğunluk 24 saatini parkta geçiriyordu ve sürekli eylemciler “para için” çalışmadan da “hayatta kalmayı” ve “onurlu bir yaşam sürmeyi” başarabiliyorlardı. Aynı alternatif yaşam denemesi Gezi Parkı eylemlerinde de yaşandı. Mutfak çadırında yine bireysel desteklerle kelimenin tam anlamıyla “yağan” yiyecekler pişiriliyor ve parka gelen herkese dağıtılıyordu. Eylemcilerin ve desteğe gelenlerin getirdiği kitaplardan herkes için bir açık hava kütüphanesi oluşturulmuştu. Bir bostan kurulmuş ve gönüllüler tarafından meyve-sebzeler dikilmişti. Herkes ben ne yapabilirim diye arayış içindeydi. Kimisi Şaman ritüelleri yapıyor, kimisi kurşun döküyor, diğeri isteyenlerin t-shirtlerine tasarım baskı yapıyor, bir diğeri su ve çay dağıtıyordu. Tabi herşey parasız ve karşılık beklemeden yapılıyordu.  Çok yoğun bir paylaşım ve dayanışma atmosferi oluşmuştu. Para tamamen dışlanan bir araç halindeydi öyle ki herkese kucak açan Gezi Parkı topluluğu, seyyar satıcıları kesinlikle alanda barındırmıyordu. “Ben parkta kalmıyorum, burada kalanlar ücretsiz yemekten yesin, ben paramla alırım” diyenlere de buradaki paylaşım kültürü anlatılmaya çalışılıyor ve sofralara buyur ediliyordu.




Bu alternatif sistem denemeleri polis baskınlarıyla dağıtılmış olsa da yüreklerdeki umut ışığını güçlendirdi. Daha çok paylaşım ve dayanışmayı yaşamlarımıza katarak paraya daha az bağımlı olacağımız günler kim bilir belki de o kadar uzak değil…




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder